mantık

çoğu zaman insan hakim olamıyor kendine.. kimi zamen öfkesinden kimi zaman özleminden..
bazen bir şarkı bir şiir bir nota olan herşeyi bir kenara bırakıp sarılma hissi yaratıyor..
bir anda vuruyor kafasına dank ediyor bir çok şey..

mazoşist işte bu insan mutsuz olacağını bile bile koşuyor bir sevdanın peşine bir mutluluk umuduyla atılıyor ansızın geleceğini düşünmeden.. bir anda sarıp sarmalamak koklamak benimsemek istiyor..
ama her zaman olmuyor istediği gibi herşey.. hatta çoğu zaman olmuyor.. denge ne de önemli şey.. herşeyin aşırısı mahvediyor halet-i ruhiyeyi.. bilinen gerçekler ise; yani mantık, ne de can yakıyor..
oysa oluruna bırakabilsek, oysa öylesine anı yaşasak.. yarınları düşünmeden o duygu yoğunluğuyla konuşamdan sadece bakarak göz kapaklarını bile oynatmadan anlaşabilsek, güvensek inansak bilsek.. ama görmeden nasıl bilebiliriz ki..

öyle zor sanıyoruz ki güvenmeyi öyle zor sanıyoruz ki inanmayı.. her hareket her eylem bir başka sonuç doğuruyor.. oysa o kadar basit ki kabullenmek.. kabullenmek istedikten sonra.. ihtiyacımız olan tek şey istemek.. istediğimize inanmak..

büyük kavgalardan ve öfkeden sonra dinginleşince insan başını iki elinin arasına koyunca dönüp de geriye bakınca hatalarını daha net görüyor daha iyi anlıyor.. beklentilerini tartınca yeniden hatalarını göz önünde bulunduruca her anlamda hayal kırıklıkları işte..

mahvediyor adamı.. istemekle reddetmek arasında can çekişiyor ruhu insanın.. özlemekle görüşmemek öperken gözlerini yummak gibi..

öyle çok şey söylemek istiyorum ki çok ağır geliyor susuyorum..
mutluluk gerçekten bu kadar mı uzak?

 

Paylaşmak için:
  • Facebook
  • Twitter
  • MySpace
  • Google Bookmarks
  • FriendFeed
  • email
  • Live
  • LinkedIn
  • Orkut
  • RSS
  • StumbleUpon

geçmiş (ve) ihtimaller

nedendir bilmiyorum.. bir tek bana mı has yoksa bir çok kişide de bu denli yoğun mu yaşanıyor bu kadar analiz, değerlendirme anlamlandırma.. geçmişi daha çok sorgular hale geliyor insan bir süre üzerinden geçtikten sonra.. yaşadıklarını, yaptıklarını görünce kendini çok toy hissediyor.. mesela ben bu gün günlük olaylar üzerinde düşününüp taşınırken, ihtimaller ve olasılıklar üzerinde yoğunlaşırken birden kendimi geçmişimi yargılarken buldum.. hem kendimi yargılıyordum hem ilişkilerimi..

merak etmeyin iğneyi kendime batırıyordum hep hatta bana batan iğneden öte şiş gibi birşeydi ama durup düşününce geçmişte ne kadar yanlış insanlarla vakit geçirmişim ne kadar günlerim aylarım yıllarım boşa gitmiş daha iyi anlıyorum.. şimdi geriye dönüp o zamanki ben’e baktığımda kendime değil (kendime toz konduramam bilirsiniz) o günki ben’e tek kelimeyle acıyorum.. (ki acınmaktan da nefret ederim)

peki kabul (hoş kabul etmiş olsak kendimizi, yaşadıklarımızı ve hatalarımızı bu yazılanlara sebep ne olacaktı ya o ayrı konu) yaptık hatalar.. her insan yapar zaten (bak gene her kullandım sanki her’mişim gibi) hata.. hayat deneme yamulma oyunudur, bla bla bla..

ama benim asıl kafamı kurcalayan başka birşey var.. konuyu pişmanlığa bağlamak değil niyetim kaldı ki “keşke” kelimesinden ziyadesiyle nefret eden birisiyim ancak nasreddin hocanın torunları olarak “ya o hataları yapmasaydım?” sorusunu sorgular oluyorum.. o zaman şimdi ne durumda olurdum acaba.. hala o günki halime acır mıydım acaba?

çok sevdiğim bir arkadaşımla yaptığımız son tartışma benim hayatı kabul etmekle ilgili ciddi bir karşı koyuşumun olduğu yönündeydi.. hoş ben bunu da inkar ettim tabi nitekim yapabileceğim şeyler varken birşeyleri kabullenip boku hayatın kucağına bırakmak, kolaya kaçmak bana göredeğil.. “himaye edebileceğimiz onca şey varken (ki en en önemlisi duygularımız) neden bile bile hata yapayım ki? kabullenmiyorum işte..” diye vızıldarken o bana hayat sana bunu öyle bir kabul ettirtecek ki bir vakit gelecek ve sen haklıydın diyeceksin dedi..

şimdi normal şartlarda benim inadım inattır özür dilemem ya da haklısın demek bana göre değil demiyorum ama tercih ettiğim birşey değil.. hayat bana öğretecekmiş.. peehh! tamam herşey kontrolümüzde değil ama sonuçta daha geçen gün yazdığım Hata – Seçim yazısında da açıkladığım üzere seçimler ve etkileri üzerine kuruludur.. elbette mükemmel seçimler yapamayabilirim bunu da kabul ediyorum ama “bu hayat benim ağzıma sıçtı” demek yerine “sıçtıysam ben sıçtım hayatın taa mnk.” demeyi tercih ederim..

bak sinirlendim gene edebimi bozdum ama yapçak birşey yok.. bu aralar seçimlere ve seçmediğimiz yolların nereye ulaştığı ihtimaline fazla takıldım.. bakalım bundan sıkılınca neye saracağım..

Paylaşmak için:
  • Facebook
  • Twitter
  • MySpace
  • Google Bookmarks
  • FriendFeed
  • email
  • Live
  • LinkedIn
  • Orkut
  • RSS
  • StumbleUpon

Hata – Seçim

Sosyal medyanın lokomatifi olan Facebook da paylaşımlarını beğeni ile takip ettiğim bir grup var. Zaman zaman komik zaman zaman düşündüren şeyler paylaşıyorlar. Malum blogu daha aktif kullanma günün gecenin stresinden yazarak uzaklaşma kararım mevcut (buna şimdi haberiniz oluyor gerçi).

Konumuza gelince yukarıda ki tablet şu bahsettiğim gurubun düşündüren cinsten paylaşımlarından. Ecnebice bilmeyenler için çevirecek olursak;

Aynı hatayı tekrar yapmazsın çünkü ikinci sefer yaptığın hata değil seçimdir.

Hepimiz gündelik hayatta onlarca hata yapıyor bunların bir kısmını salt pişmanlık olarak yaşarken bir kısmını da ders çıkartarak tecrübeye dönüştürüyoruz. İşte zurnanın zort dediği nokta burada başlıyor..

Bir hatanın temeline indiğimizde kimi zaman baskı kimi zaman stres kimi zaman mecburiyet kimi zaman yeterince irdelememek düşünmemek yatıyor. İhtimaller üzerinde düşünmeksizin sadece yapmak istediklerimizi yaptığımızdan dolayı ya da bizden kaynaklı olmayan dış etmenlerin sonucu yaptığımız seçimlerin hata olduğu ortaya çıkıyor. Evet bakın buradan da anlayabileceğiniz üzere aslında her hata özünde bir tercih, bir seçim..

Peki nasıl oluyor bu iş? Şöyle ki; Hayat bize her an olaylar ve olgular yaşatarak tercih yapmamızı bekliyor. Öğlen yiyeceğimiz yemeği seçmek, sinemada izleyeceğimiz filmi seçmek, birlikte olacağımız insanı seçmek vb.. Hayat bize çoğu zaman bu lüksü sunarken kimi zaman da bizim irademiz dışında seçimler yaptırıyor bize. Aslında iş gerçekten öyle mi? Bizim etkilendiğimiz ve seçim olarak düşündüğümüz şeyler aslında bizim mi yoksa başkalarının seçimlerinin sonuçları mı? Biz bir seçimin sonucu olarak yeni bir seçim yapmaya mı zorlanıyoruz? Kader denilen muamma bu mu yoksa??

“Her seçim bir vazgeçiştir.” demiş kim demişse.. Bunun bu kadar afilli durmayan ama bilimsel açıdan daha farklı ifadeleri de mevcut tabi. (bkz. alternatif maliyet, fırsat maliyeti, ikame etkisi vb. -iktisat-) İşin temelinde seçimin oluşabilmesi için gerekli olan bir “karar” var. Peki bu kararı biz insanlar neye göre alıyoruz bu da ayrı bir muamma ancak tüm değişkenleri bir kenara bırakıp konuya dönecek olursak aldığımız ve kendi irademizin sonucu olan her karar bir seçimdir ve bunun devamında hayat bize yeni alternatifler yeni yollar çizer. Eğer bizim irade beyanımız sonucu doğan sonuçlar bizi tatmin ediyorsa herşey yolundadır bir sıkıntı yoktur ancaak, eğer işler ters giderse, bir  yerlerde hata yapmışsak irade beyanımızı etkileyen faktörler sağlam temellere dayanmıyorsa o zaman seçmediğimiz kararımızı düşünmeye başlıyor irade beyanımızı yalanlar bir hale geliyorz.

e ziyahan ne alakası var şimdi seçimler kararlar iradeler demeyin. olayın kuyruğumuzu sıkıştıran kısmı şu; bir karar aldığımızda bu karar sonucu seçimimizi yapar ve buna göre olay(lar)ı idame ettirmeye devam ederiz. Bu bir hataya dönüştüğünde irade beyanımızı reddeder ya hatamızı kabul edip düzeltme yoluna gideriz yahut uslanmaz bir çocuk gibi somut ve mantıksal denklemleri bir kenera bırakıp yaramaz çocuklar gibi bildiğimizi okumaya devam ederiz.

İş bu yazıya konu görselde de açıkça ifade edildiği üzere (çok hukuki oldu bee) eğer biz bir hatamızı gördüğümüz halde bunu tekrarlama yoluna gidiyorsak (en basit örneği aşk) bundan sonra yaşacaklarımızın sorumlusu sadece ve sadece kendimiz olacağız.

Ben bu kadar uzun uzadıya yazdım adamlar bir cümle ile işi bitirmişler.. ben sadece size bu olgunun nelere etki ettiğini anlatmaya çalıştım.. sadece hatalarınızı yaparken sebep sonuç ilişkilerini daha detaylı algılamanız ve yapacağınız seçimlerde bunu göz önünde bulundurmanızı istedim.. bana neyse.. hıhh!

 

Paylaşmak için:
  • Facebook
  • Twitter
  • MySpace
  • Google Bookmarks
  • FriendFeed
  • email
  • Live
  • LinkedIn
  • Orkut
  • RSS
  • StumbleUpon

pemby’ nin hazin yaşamı

dün akşam Jehan Barbur konserine gittim KargArt da.. Daha önce KargArt a hiç gitmediğim için internette mekana dair fotoğraflar aradım ama pek birşey bulamadım video arayayım bare derken “pemby’ nin hazin yaşamı” diye bir video ile karşılaştım..

Stopmotion ile çekilmiş bir video idi 6 küçük obje ile 5 tane kısacık film insan ilişkilerini öyle güzel anlatmışlar ki üzerine konuşabileceğimiz o kadar çok şey var ki..

İnsan yaradılışından bu yana hayatını idame ettirebilmek için hep bir kolonileşme bir topluluk bir gurup oluşturma çabası içerisinde olmuş.. İlk insanlar topluluk oluşturmayı hayatta kalabilmek için yapmak zorunda kalmışken zamanla bu insanın fıtratına yerleşmiş ve vazgeçilmez bir hal almış. Öyle ki bir çok kültürde (ki günümüzde hala özellikle uzak doğu kültürlerinde) toplumdan dışlama halen çok ciddi bir ceza olarak görünmekte..

Asıl mesele şu ki; bireyler toplumda yer edinebilmek için kendileri olmak yerine işleri belki biraz kolaylaştırmak belki biraz hızlandırmak adına yapmak istemediği birçok şeyi yapmakta, yahut yapmak istediği şeyleri yerine getirememekte.. İnsan denilen olgunun o herşeyi bilen ahmak beyni ile içgüdüsünü yaşadığı kalbi arasında günlük hayatta dahi sürekli bir savaş bir çekişme hali var. P emby hikayelerinde bana göre topluma dahil olmak adına yapılanları ve topluma dahil olamayışı göstermektedir.

Hep düşünüyorum Into the Wild filmindeki yaşam ne kadar mümkün.. Bir berduş gezgin yapabiliyorken insanlar bunu neden yapamıyor neden sürekli bir topluluğa dahil olma sürekli bir sosyal iletişim içerisinde olma çabası içerisine giriyor ve bana göre her şeyden önemlisi bu insanı geliştiriyor mu yoksa köreltiyor mu?

Erdem dediğimiz olguya eriştiğini varsaydığımız kişiler nirvanaya ulaşmış kişiler, komplekslerinden egolarından kurtulmuş dervişler ve bununla sınırlı olmamak üzere hak yolu adına hümanizmi tavan yapan binlerce saygın insana baktığımızda hepsi daha fazla yer edinme çabamız olan toplumun bir parçası olmak adına yaptığımız tüm zırvalıklardan uzaklaşan ve kendini kendine bırakan karakterler.. Köreltme durumu işte burada devreye giriyor. Malum insanlar en basitinden beyinlerindeki potansiyelin küçük bile diyemeyeceğim minik bir kısmını kullanabiliyor. Bunun sebebini ben toplumsal yardımlaşma sonucu kolaya alışan beyin ve bedenin işlevsiz kısımlarını bir nevi uyku moduna getirmesi olarak tanımlıyorum. Tabi kullanılmayan bölüm git gide köreliyor ve işlevini kaybediyor. Yeniden harekete geçirmek için ekstra bir çabaya ihtiyacımız oluyor. Düşünsenize 3 yaşındaki çocuk için masa konuşabilir, filler uçabilir, gökyüzü herşeyden en büyük ve erişilmezdir oysa yaş büyüdükçe eğitim arttıkça daha çok şey bildiğini sanan biz insanlar aslında “düzen” ayağına daha da aptallaşıyor hayal gücümüzü ve azmimizi yitirmiyor muyuz?

Oturup bir düşünün bakalım hep geçmişe neden özeniriz.. “Nerede o eski bayramlar” ya da “bizim zamanımızda” yahut “ben gençken” diye başlayan cümleler hep geçmişe olan özlemimizin ifadeleri değil midir? Bize geçmişimizi özleten şey nedir? Geleceğin belirsizliği mi yoksa çok daha aktif çalışan beden ve beynimiz mi? Bozulan ahlak mı özletiyor bize geçmişi ya da artık kaybettiğimiz sağlığımız mı? Bence hem hepsi hem hiçbiri.

Bize geçmişi özleten şey kaybettiğimiz hayal gücümüz ve cesaretimiz.

Paylaşmak için:
  • Facebook
  • Twitter
  • MySpace
  • Google Bookmarks
  • FriendFeed
  • email
  • Live
  • LinkedIn
  • Orkut
  • RSS
  • StumbleUpon

yeni başlayanlar için aşk

  • yarını düşünürsen işi bombok edersin haberin olsun.. an’ı yaşa gerisini kasma..
  • hiç bitmeyecekmiş gibi sev yarın bitebilirmiş gibi bağlan
  • sen sen ol sadece sen ol o’nun istediği olma bırak herkes olduğu gibi olsun..
  • ne sen hayatının merkezine otur ne de onun tek hayatı sen ol.. bir gün ayrı düşebileceğinizi asla aklından çıkarma..
  • senin olduğu gibi o’nun da senden başka bir hayatı olduğunu unutma o’nun hayatından daha çok kendi hayatını düşün..
  • kıskanabilirsin sinirlenebilirsin öfkelenebilirsin ama bunu o’nun bilmesine gerek yok uyar ama kendi içinde yaşa..
  • kavga da etseniz saygınızı hep koruyun kırıcı olabilirsiniz ama hakaretten kaçının..
  • ucunun nereye gideceğini kestiremediğiniz cümleler kurmayın kelimeleri didik didik seçin..
  • trip atmak yerine gerçekten hissettiklerinizi söyleyin, dikte ettirmek yerine çözüm arayın..
  • ne kadar büyük bir çatışma yaşarsanız yaşayın barışmadan yatmayın, hele içinize hiç atmayın..
  • bir ilişkide denge olması şart değil ama ne kul köle ol ne de kendini fasulyeden nimet say ortak yol bulmayı öğren..
  • dürüst ol aşk yalan kaldırmayacak kadar sahte zaten ilişkiyi çirkinleştrme..
  • icin bisey yazamicam su an asik olursam yeni bir askim olursa yazicam sozzz:)))
  • sabırlı olmayı öğrenmelisin anlamasa da anlatmaktan anlamasan da dinlemekten sıkılmamalısın..
  • gizliliğe özen göster kimsenin senin duygularını bilmeye ihtiyacı yok, hele hislerin konusunda fikre ihtiyacın yok..
  • kararlarından ve duygularından emin olmadan harekete geçme her şeyi önce düşün ve tart.. kendine hakim olmayı öğren.
  • olmayacak duaya amin deme karşılıksız bir aşkın peşinde kendinle harap etme..
  • onu kısıtlamaya kalkma sadece rahatsızlığını dilerim getir ama rest çekme.. sen istemesende o istediğini yapacaktır
  • kaybedecek birşeyi olmayan insana bağlanıp kendini kaybetme ve kendini vazgeçilmez zannetme..
  • her zaman onun olduğu gibi senden de daha iyisinin olacağını unutma sadık ol ki sadakat beklemeye hakkın olsun..
  • sevişmeden uyumayın ayrılmadan ölmeyin ne kadar az göz yaşı o kadar hızlı normal hayata dönüş..
  • #yenibaslayanlaricinask olur da bir gün ayrılırsanız sakın bir daha geri dönmeye çalışma.. hele hele hiç arayıp mesaj bile atma.. küçülme..
Paylaşmak için:
  • Facebook
  • Twitter
  • MySpace
  • Google Bookmarks
  • FriendFeed
  • email
  • Live
  • LinkedIn
  • Orkut
  • RSS
  • StumbleUpon

AirDroid – Android Telefon Yöneticisi

Airdroid Bilgisayardan Anrdoid Yönetimi

 

 

 

Teknolojik Facebook arkadaşlarım sağolsun önceki gün bir uygulama öğrendim yaklaşık 1.5 aydır kullandığım HTC Incredible S telefonum için..

Uygulamamızın adı Airdroid. Kendisi şöyle bir işlev görüyor;

 

 

 

Şimdi bu uygulamayı şuradaki adresten yahut Android Marketten telefonumuza yüklüyoruz. Sonra wireless imizi aktif hale getirip uygulamamızı çalıştırıyoruz. Program bize bulunduğumuz ağ içerisinde kullanılmak üzere bir IP adresi ve port numarası veriyor..

Peki bu ne işe yarıyor diye soracak olursanız eğer; bu adresi gidip bi tane tarayıcıda açtığımız zaman bize şifresini soruyor.. Paşa paşa giriyoruz şifreyi sonra karşımıza çok güzel bir menü çıkıyor. Bu menüden telefonumuza wireless üzerinden bir sürü emir verebiliyoruz. Dosya transferleri gerçekleştirebiliyor, sms atabiliyor, adres defterimizi güncelleyebiliyoruz.

Benim en hoşuma giden özelliği ise mevcut uygulamaların kurlarını dışarıya export atabiliyor olmamız.

Özetle android telefon kullananlar için çok hoş çok kullanışlı ve güzel bir uygulama olmuş. Meraklısına tavsiye olunur..

 

Paylaşmak için:
  • Facebook
  • Twitter
  • MySpace
  • Google Bookmarks
  • FriendFeed
  • email
  • Live
  • LinkedIn
  • Orkut
  • RSS
  • StumbleUpon

karar

Korkuyorsun yağmurdan, şakaklarından süzülen taneler ile göz yaşın karıştığında bir mutsuzluk bir umutsuzluk sarıyor bedenini.. Korkuyorsun eriyip gitmekten şehrin köhne kıyılarındaki vazgallar ürkütüyor seni..

Kaybetmekten korkuyorsun, bulduğun anda kavradığında elinden kayıp gidecek diye ödün patlıyor.. kör bir ateş gibiyken yüreğim hem acısını dindirmek istiyor hem dokunmaktan korkuyorsun.. elin yanacak biliyorsun, mantığınla çelişiyor aklın.. Ağrılar giriyor kalbine bir bıçak gibi saplanıyor beyninde sızı.. Kaybetmeyi göze alamıyorsun, yangının tam orta yerinde bırakıyorsun yüreğimi..

Bağlanmaktan korkuyorsun, alışmaktan.. Kalbini açmaktan birine vermekten korkuyorsun.. Hayat sana (bir tek sana ve hep sana) kaybettirmiş herşeyi gibi.. Bir daha kaybetmek istemiyorsun.. Kaybedeceğini bildiğin yarıştan kaçıyorsun, kazanmanın mutlak olacağı parkurda ayağına takılacak bir çakıl tanesinin dengeni bozmasından, sendelemekten korkuyorsun.. o kadar dengesiz hissediyorsun ki bir çakıl tanesi parkurda ayağına takılacak bir çakıl tanesinin dengeni bozmandan, sendelemekten korkuyorsun.. o kadar dengesiz hissediyorsun ki bir çakıl tanesi dahi senin feleğini döndürebileceğini düşünüyorsun..

boğuluyorsun karanlıkta.. ısıtıcının ışığı gözyaşlarını kurutmuyor, daha da yanıyor gözlerin daha da yaşarıyor.. bir fino köpeği gibi sessiz çığlıklar içinde ağlıyorsun.. hem kaybedişine üzülüyor hem kazanamayışına.. ikiye katlıyor hüznün seni, iki büklüm olmuş yapayalnız bir yatakta bir kediye yaslıyorsun tüm yüreğini.. kedinin yüreği yetiyor sana, bir insan yüreği ne de ürkütücü büyüklükte oysa..

Sen bütün bunları yargılarken ben idam sehpasında boynumda ip senin vereceğin kararı bekliyorum..

Paylaşmak için:
  • Facebook
  • Twitter
  • MySpace
  • Google Bookmarks
  • FriendFeed
  • email
  • Live
  • LinkedIn
  • Orkut
  • RSS
  • StumbleUpon

yaşadık

Biz büyüdük önce,
dertlerimiz büyüdü..
sonra kendi içimizdeki kendimiz..
Kabımiza sığamaz olduk daraldık,
ruhumuz uçmak istedi ama biz kaçamadık..
Yükümüzü paylaşmak isterken daha ağır yükler bulduk ansızın sırtımızda..
kamburumuz çıktıkça dahasını yükledik bilmeden..
sırtımıza semer gibi vurulan dertlere razı geldik..
Payalaşırız sandıklarımız vardı..
sırf içimizi dökmek için, güvenebilmek için,
beni anlayan biri var diyebilmek için..
biz de yükledik çoğularını sırtımıza sanki yükümüz yetmezmiş gibi..
Önce ayaklarımız sonra bedenimiz iflas etti..
Duygularımızı kaybedip içgüdümüze sarıldık..
o da bizi kandırdı ya da biz ona sarıldık sandık..
Bugünse geriye dönüp bakınca gördüğümüz şeyin adı pişmanlık..
Her ne kadar ‘keşke’ demeyi kendimize yediremesekde..

Paylaşmak için:
  • Facebook
  • Twitter
  • MySpace
  • Google Bookmarks
  • FriendFeed
  • email
  • Live
  • LinkedIn
  • Orkut
  • RSS
  • StumbleUpon

mutluluk

sararan yapraklar gibi yitip gidiyor umudum..
sen gittikçe uzaklara an be an ölüyorum yok oluyorum..
ama mühim değil elbet ilk bahar gelecek..
elbet ben yine kavuşacağım sana,
elbet yine kahkahalar atarak uyandığım sabaha bir sebebim olacak..
hüznümü kovup sana kucak açacağım..
Mutluluk, biliyorum çok uzak değilsin..
Sadece bir nefes kadar uzaksın bana,
tükettiğim anda huzuru da alıp geleceksin..

Paylaşmak için:
  • Facebook
  • Twitter
  • MySpace
  • Google Bookmarks
  • FriendFeed
  • email
  • Live
  • LinkedIn
  • Orkut
  • RSS
  • StumbleUpon

susuyorsun

Daha az koşuyorsun artık hatta hep susuyorsun.. Eskisi gibi değilsin birşeyler değişik birşeyler farklı.. Tıpkı o eski terkedilişlerimin arifesi gibisin.. Suskun, mutsuz ve özlemsiz..

Yazmıyorsun bile artık sadece sessizce uzaktan seyrediyorsun.. Kafandakileri çözemiyorum bile, hoş ne zaman çözebildim ki.. Belkide zaten beni sana yakınlaştıran gizemindi.. Bitiyor artık birşeyler, sende değilse bile bende bitiyor.. Misyonumu tamamlamış gibiyim.. Eskiden üzgünlüğünü paylaşırken şimdi onu bile paylaşmıyorsun, sende kalmama bir sebep kalmıyor çünkü artık sen kalmıyorsun ve tabi bir de biz..

Hiç olduk mu şenle beraber ‘biz’? yoksa ben hep öyle mi sandım, öyleymişiz gibi mi davrandım.. Bir terkedişle başlayan tanımadan sevişmelerimiz de hayal miydi? Biz hep tersten yaşadık idi hani herşeyi? Neydi o geçen normal sevgililer gibi kavgamız?

Her gece daha da uzaklaşıyorsun daha da soğuyorsun.. Yanımda yatan ruhun öylesine soğuk ki sabahında açmasan gözlerini öldun sanacağım.. içine akıttıkça sen göz yaşını boş gözlerle baktıkça içine kapandığın kabuğunun bir kaya gibi sertleştiğini duyumsayabiliyorum..

Galiba bitmesinden korktuğum o başlamadığımız şey tüm korkulara rağmen sona eriyor.. Zaman da sen de avuçlarımın içinden kayıp gidiyorsunuz, ikinizi de tutamıyorum..

Paylaşmak için:
  • Facebook
  • Twitter
  • MySpace
  • Google Bookmarks
  • FriendFeed
  • email
  • Live
  • LinkedIn
  • Orkut
  • RSS
  • StumbleUpon