susuyorsun

Daha az koşuyorsun artık hatta hep susuyorsun.. Eskisi gibi değilsin birşeyler değişik birşeyler farklı.. Tıpkı o eski terkedilişlerimin arifesi gibisin.. Suskun, mutsuz ve özlemsiz..

Yazmıyorsun bile artık sadece sessizce uzaktan seyrediyorsun.. Kafandakileri çözemiyorum bile, hoş ne zaman çözebildim ki.. Belkide zaten beni sana yakınlaştıran gizemindi.. Bitiyor artık birşeyler, sende değilse bile bende bitiyor.. Misyonumu tamamlamış gibiyim.. Eskiden üzgünlüğünü paylaşırken şimdi onu bile paylaşmıyorsun, sende kalmama bir sebep kalmıyor çünkü artık sen kalmıyorsun ve tabi bir de biz..

Hiç olduk mu şenle beraber ‘biz’? yoksa ben hep öyle mi sandım, öyleymişiz gibi mi davrandım.. Bir terkedişle başlayan tanımadan sevişmelerimiz de hayal miydi? Biz hep tersten yaşadık idi hani herşeyi? Neydi o geçen normal sevgililer gibi kavgamız?

Her gece daha da uzaklaşıyorsun daha da soğuyorsun.. Yanımda yatan ruhun öylesine soğuk ki sabahında açmasan gözlerini öldun sanacağım.. içine akıttıkça sen göz yaşını boş gözlerle baktıkça içine kapandığın kabuğunun bir kaya gibi sertleştiğini duyumsayabiliyorum..

Galiba bitmesinden korktuğum o başlamadığımız şey tüm korkulara rağmen sona eriyor.. Zaman da sen de avuçlarımın içinden kayıp gidiyorsunuz, ikinizi de tutamıyorum..

Paylaşmak için:
  • Facebook
  • Twitter
  • MySpace
  • Google Bookmarks
  • FriendFeed
  • email
  • Live
  • LinkedIn
  • Orkut
  • RSS
  • StumbleUpon

fotoğrafımız tozlandı

sen yoksun diye yatağım boş günlerdir..

başucumda duran fotoğrafımız tozlandı yokluğunda..

en son topladığın gibi yatağımız..

ben mi?

salonda yatıyorum o senin tuttuğun takımın renkleri olan battabiyeyle..

sen gibi sarıyorum onu kucaklamaya çalışıyorum.

bacaklarımın arasına sıkıştırıyorum seni sıkıştırdığım gibi..

ama dedim ya.. ne ben yatağımızdayım ne de sensin kollarımdaki..

başucumda duran fotoğrafımız tozlandı yokluğunda..

Paylaşmak için:
  • Facebook
  • Twitter
  • MySpace
  • Google Bookmarks
  • FriendFeed
  • email
  • Live
  • LinkedIn
  • Orkut
  • RSS
  • StumbleUpon

nedense sustun

Yine ben konustum sen sustun, yine ben anlattim sen dinledin, yine ben anlamadim sen ağladin..
Anlamak mi anlatmak mi sorun?
Karanlik tuzlu göz yaşinin tadini yada kulaklarima gelen kesik kesik nefesinin sesini engelleyemez..
Karanlik sadece güzel gölerini gizler..
dudaklarini kemiriyorsun şimdi ağlarken, pişmansin, ürkeksin ve çekiniyorsun kaybetmekten..
şuan istediğin tek şey sonsuza kadar sarilmak..
Burada yeni bir şekil aliyor hikaye..
Bir karar arifesinde yanmak yakmak ve kül olma üzere vermek durumunda olunan bir karar..
Hangisi zor?
Ürkek gözlerin ağlamaktan şişmiş tutarsizliğinin utanci içinde nefessizliğinle boğuluyorsun..
Ne de muhtaçsin solumaya..
Artik tamam, artik sakin.. Gün elbet doğacak sabaha..
Zaman dinlenme vaktidir zannimca..
Ruhu bedeni ve beyni dinlendirme vakti..
Uyku vakti…

Paylaşmak için:
  • Facebook
  • Twitter
  • MySpace
  • Google Bookmarks
  • FriendFeed
  • email
  • Live
  • LinkedIn
  • Orkut
  • RSS
  • StumbleUpon

gibi

 

sen uyu ben daha uyuyamam meleğim
daha kokunu tenefeüs edip sımsıkı sarıp sarmalamam lazım bedenini
izlemem gözlemem büyülenmem lazım
günler aylar yıllar gibi meleğim..
göm yüzünü boynuma nefesin olsun tenim..
öyle özledim ki..
sanki her sensiz gecem eksik gibi..
kollarımda uyanmadığın günlerim mutsuz huzursuz
ne vardı ki hep olsan ya kolllarımda..

ama sus düşünme, cevap verme meleğim.. sadece uyu.. sen uyurken de ben seni sevmeye devam edeceğim..

bir masal gibi bir düş gibi ama sahici.. bir nefes gibi tutsak bir kafesteki özgürleşecek kuş gibi.. hayat gibi, ölüm gibi, aşk gibi.. ama değil asla bir sen gibi, bir ben gibi.. yaşadıklarımız tam anlamıyla “biz” gibi..

gözyaşlarımız, acılarımız ve kederlerimiz ise gözlerimizdeki bir iz gibi..

 

Paylaşmak için:
  • Facebook
  • Twitter
  • MySpace
  • Google Bookmarks
  • FriendFeed
  • email
  • Live
  • LinkedIn
  • Orkut
  • RSS
  • StumbleUpon

monoton

kıskanıyorum seni.. herşeyden, herkesden öyle ki aldığın nefesten..

uyandığın zaman eminim o ahşap çerçeveli pencerenden önce camının önündeki menekşelerine bakıyorsun elini fesleğenlere sürtüp götürüyorsun burnuna..  sonra alabildiğine maviliklere dalıyor gözlerin.. geceliğinin askısını düzeltiyorsun gerindikten sonra camının karşısında..

“hala giyiyor musun o beyaz saten geceliğini?”

Mutlu uyanmışsın, gözlerin gene parıl parıl parlıyor yeni günde.. kalkıp yüzünü yıkıyorsun çok uyumaktan şişmiş dudaklarını ıssırıyor  inci beyazı dişlerin biz sevişmeden once yaptığın gibi.. ayna da bakıp da kendine şükrediyorsun güzelliğine..

“ah o yüzün kadar güzel olsaydı ya yaşadıklarımız keşke..”

Gıcırtılı merdivenlerden süzülüyorsun aşağıya çayın suyunu koymak için mutfağa.. hole gelince bakıyorsun ki telefonun kablosu gene düşmüş kornişonundan.. belki aklına geliyorum o anda.. O olsa yapardı diyorsun yüzünde bir ekşimeyle ama sinirlenmemek için umursamıyorsun  kablosunu telefonun..

“her bir köşesi hala aklımda o ahşap evin.. beraber elden geçirmiştik her köşesini..”

Üstünü giyinip dışarı vuruyorsun sonra kendini.. işe diye yola koyulup vapurda simit atarken buluyorsun kendini martılara.. neşeni saçıyorsun etrafına.. sana bakanlar gülümseyerek günaydınlarını esirgemiyorlar hiç senden..

“oysa biz bir merhaba ile başlamıştık konuşmaya o sabah..”

belkide tek mutsuz olduğun şirketinde yoğun bir gün geçiriyorsun.. sabahtan akşama kadar türlü türlü zor işlerin üstesinden gelmeyi biliyorsun.. ne kadar mutsuz olursan ol çıktığında tüm olumsuz hislerini kilitleyip gidiyorsun şirketin kapısıyla birlikte..

“en fırtınaları kavgalarımızı yaptığın yerdi şirketin, hep dedim sana ayrıl diye ama bırakamadın..”

Beni en son hayatından defettiğin sokağın içinden döneceksin geldiğin yoldan farklı.. bir tutam papatya almadan dönmezsin eve.. arnavut kaldırımlı sokaktan salmadan kendini sahile rahat edemezsin..

“oysa sana almama izin verdiğin tek bitki kaktüstü..”

Normalde benimle olman gereken dakikalarda başka birinin yanına gideceksin bu gece.. bir başka bakış bir başka nefes deyecek tenine.. bırak öpmeyi elini tutması bile beni delirtirken koynuna gireceksin.. bana olan nefretini bir başkasının gönlünü hoş ederek çıkartacak beni delirteceksin.. bana yapmadığın en güzel aşkları yapacaksın ona..

“pürüzsüz tenindeki damla damla terleri anımsıyorum..”

Bir sigara yakacaksın sonra.. dumanını çekerken içine tiksineceksin kendinden ama benim canımı yakmış olmanın mutluluğu daha ağır basacak.. hiçbirşey konuşmadak giyinip çıkacaksın o erkeğin evinden.. ilk bulduğun taksiye atlayarak evine gideceksin çantana sıkıştırdığın papatyaları çıkartıp.. koklayacaksın ve ağlayacaksın varana değin.. taksici sormaya niyetlenecek ama soramayacak hıçkırınlarından korkarak..

“ağlamak hiç yakışmıyor o güzel gözlerine meleğim, hem de hiç yakışmıyor..”

Varınca evine makyajını temizleyip gene o beyaz geceliğini giyeceksin askısı hep omzundan düşen.. beraber günlerce uyuduğumuz yatağa gene bensiz yatacak ve rüyalara dalacaksın.. taa ki sabaha kadar yatağına sinmiş kokumla huzurla uyuyacaksın..

“nasıl beceriyorsun bu halde yaşamayı anlamıyorum..”

Paylaşmak için:
  • Facebook
  • Twitter
  • MySpace
  • Google Bookmarks
  • FriendFeed
  • email
  • Live
  • LinkedIn
  • Orkut
  • RSS
  • StumbleUpon

rastlaşamadığım sevgilime

göktekı yıldızlar gıbı eşsiz.. Biliyorum orada yastığına sarılmış uyumaya çalışırken arıyor beni, nereye bakacağını bilmeden.. öylece beklıyor..

oysa nefesi kadar yakınım oan, oysa düşlerinde yüzünü görmediği benim ve neyseki kokum beynine kazınmış.. oysa ne o beni biliyor ne de ben onu..

çok uzaklarda gibiyiz oysa, hiç kavuşamayacak gibi.. kayan yaralarımıza tuz basıyoruz bambaşka insanlarla.. biz daha biz olamadan yokuz oysa..

nefretlerimiz farklı ama, tıpkı yaşamışlıklarımız gibi.. birimiz daha öfkeliyiz hayata, daha bencil ve daha arzulu.. karşılaşamadık henüz daha koklaşamadık..

saramadık ellerimizi ve sarmalayamadık yaralamızı.. varlığını görmediğimizce inkar ettik, yok dedik, artık olmaz dedik.. gömüp üzerine işedik.. öyle inandık ki..

çaresiz akıtıyor birimiz gözyaşlarını.. hıçkıra hıçkıra ağlıyor, duramıyor, dayanamıyor, reddedemiyor ve ama bekleyemiyor.. akıyor işte gözyaşları akıyor..

usulca bir rüyaya dalıyoruz şimdi ikimizde.. rüya kabusa dönüşüyor ve zaman kavuşamamıza inat akıp gidiyor..

Paylaşmak için:
  • Facebook
  • Twitter
  • MySpace
  • Google Bookmarks
  • FriendFeed
  • email
  • Live
  • LinkedIn
  • Orkut
  • RSS
  • StumbleUpon

İnsan Üzerine..

Sevdiğim bir arkadaşım çok güzel birşeyler karalamış insan ilişkileri üzerine.. Ben de bunun üzerine birşeyler söylemek istedim. Orjinal yazıya blog’undan ya da aşağıdan olaşabilirsiniz..
İnsan…
İnsan; değersiz, kalbi yüreği kimsesiz, gereksiz. Nefes alamıyorsa eğer; çaresiz…
Bir damla ses ile bir damla nefesin fizik ötesi çığlığını yaşayamayacak kadar çaresiz.
Dokunuyorum, yaşıyorum belki yaşatıyorum. Ama hissetmiyorum.
Peki ne zaman çıkabilirim bu yoğun bakımdan. Karşımda iki kişi sohbet ediyo şu an duyduğum cümle şu” abi her seferinde güveniyoruz yaa. Hatta inanıyoruz yaa” Peki neye inanıyoruz? kime?
Biz ilişkilerimize başlarken kendi düşüncelerimize inançlarımıza gelecek kaygılarımıza hatta o kaygı duyduğumuz gelecek için yaptığımız planlara inanıyoruz. Bir başkasına değil. Bir insanın elindeki elmayı görüp, o elmayı çizmek benim elimdeyken, ben kendi hayallerime inanmamam gerektiğini kendime söyleyemiyorum!
Çok güzel bir noktaya değinmişsin üçüncü paragrafının son cümlesinde. ” Peki neye inanıyoruz? kime?”
Bencillik. Bu anlattığın, ifade ettiğin konuların temelinde bencillik yatıyor. Ama bana göre iki türlü bencillik var. Birisi olması gereken diğeri ise ne yazık ki mevcut olan.
İnsanlar birlikteliklerinde bütün planlarınlarını birlikte olduğu insanlar üzerine yapıyorlar. Bunu planlarken ve yaparken de karşı tarafın kusurlarını ya gözardı ederek ya da zamanla değişir umudu ile yürütüyorlar. Birinden etkilendiğinde insan öncelikle ondan hoşlanmaya başlıyor. Onun iyi yanları gözüne çarpıyor ve etkilenmesine sebep oluyor. Sonra sonra tanıdıkça kendine göre olumsuz, kötü yanlarını görmeye başlıyor. Bunları gördüğünde karşısındakini böyle kabullenmek yerine öncelikle dayanabildiği sabredebildiği kadar sabrediyor bu huylara. Zamanla değişir diye umud ediyor öyle ya bunları görürken kendinden de taviz vermekten geri kalmayan birey bu tavizlerin aynısını karşı taraftan beklenti içerisinde oluyor. Bu beklentiler büyüyor, büyüyor ve ilişki zamanla bir alışverişe dönüşüyor. “Onun çoraplarını salonda bırakmasına karşılık ben de yemeği kendi istediğim gibi yaparım madem..” ya da “Ben derbi maçını onun için ektim o zaman oda bu akşam dizi seyretmesin madem..” gibi sonsuz sayıda dialog insanın aklında akıp gidiyor. Bir hırsa bir savaşa dönüşüyor bu büyüdükçe..
Karşılıksız sevgi denilen şey bana kalırsa ya hiç olmamıştır ya da günümüz şartlarına kesinlikle uygun değildir. Dağları delen Ferhat’ ın bile bir karşılık beklentisi vardı. Şirin’ in babasından şirini koparabilmek için.. Peki ya Şirin ‘in kendisine verilmeyeceğini bilseydi gene de deler miydi?
Günümüzde ilişkiler olabildiğince girit durumda. Bencillik yapılabilecek konular ile yapılmaması gereken konular ise birbirinin içine geçmiş durumda..
Bir insanın mutlu olabilmesi için öncelikle bencil olması gerektiğini savunanlardanım ben. İnsan vereceği kararlarda öncelikle kendini ve geleceğini planlamalı derim. 5 sene sonra olmak isteyeceği yer, 10 sene sonra nasıl biri ile birlikte yaşlanmaya devam edeceği gibi kararları peşinen vermeli. Öncelikle kendi özünde çizgilerini belirlemeli. Nereye ve neye kadar tahammül edebileceğini bilirlemeli. Çünkü bu sayede koşulmaması gerekenlerin peşinden koşmaz, yaşamaması gerekenleri yaşamaz. Oysa şuanda yapılan bu sınırları belirlemeden deneme yanılma yoluyla zaten birkaç onyıldan ibaret olan ömrünü acı ve kederle doldurmak.
İnsanlar neye ve kime inanıyor? Cevabı; insanlar kendi hayallerine kanıyor. İnanıyor demiyorum bakın, kanıyor.. Kendi kendini kandırıyor. Kendi yarattığı o pespembe dünya da karşındakini bir sandala bindirip istediği gibi yaşayacağı bir hayatla bütünleştiriyor. Onun hatalarına bir süre sabrediyor kimi zaman boyun eğiyor. Bu zamanla uzaklaştırıyor sevgiyi ilişkiden. İşin komik yanı kendi hayallerine öylesine kanıyor ki karşı tarafın ilk günden beri olan karakterini değiştiremediğinde karşı tarafı değişmekle itham ediyor. Kendi verdiği tavizlerin karşılığını bekliyor. Seviyorum diyor ya, sevildiğini duymak için seviyor. Özlüyorum diyor ya, özlendiğini hissetmek için özlüyor.
Bütün bunları toparlayacak olursak bana kalırsa insanların gönül işlerinde dikkat etmesi gereken birkaç husus var.. Bunlardan ilki yaşayacağın ilişkinin adını ve sınırlarını belirlemek. Bir nevi çizgilerini çizip bunu bildirmek. Böylece karşı tarafın ne kadar öteye gidebileceğini öğrenmesini sağlamak. Zamanla değişebileceğini ifade ederek elbette. İkincisi ise gelecekle ilgili planları kesinlik ifadeleri ile kendi zihnine perçimlememek. Biz bir ömür boyu mutlu yaşayacağız ya da bu ilişki elbet bir gün bitecek gibi kesin yargılar a varmamak..
Aziz Nesin’ in bir dostuna yazdığı mektup da özellikle bu ikinci husus çok güzel ve net bir cümle ile ifade edilmiş. “Sevgide geleceği düşünürsen aşkı bombok edersin!”
Son nokta ise bir insanı kabullenmek. Doğrusu ve yanlışı ile kabullenmek. Salt ve bütün olarak kabullenmek. Hatalarının düzeleceğini umut etmeden hatalarını kabullenmek. Değişmediğinde onu hayalimizdeki profile uymadığı için değişmek ile suçlamamak..
Püf noktası işte bu kadar. Sınırlarını çiz, gelecekle ilgili büyük planlar yapma, kabullen..
Ya da bütün bunların hepsini boşver, denemeye ve yanılmaya devam et..
Paylaşmak için:
  • Facebook
  • Twitter
  • MySpace
  • Google Bookmarks
  • FriendFeed
  • email
  • Live
  • LinkedIn
  • Orkut
  • RSS
  • StumbleUpon

Özür Dileriz Atam

Senden özür dileriz Atam..

Senin istediğin gibi gençler olamadık..

Senin biz gençlere bıraktığın o öğütleri yanlış tarafından yorumladık biz Atam..

Senin vefatının hemen peşi sıra başladı herşey, 50li ve 60lı yıllarda gösterdiğin ilke ve hedeflere hep BERABER yürümek yerine gruplaştık Atam.. Sana olan bağlılığımız ve inançlarımız için, senin ecdadımızla birlikte bizlere yaşamaya kıldığın bu güzel topraklar için, bağımsızlık, özgürlük ve güçlü bir Türkiye için bizi birbirimize kırdırdılar Atam.. Özür dileriz göremedik oyunları..

70′ler 80′ler derken son darbeyle birlikte öyle bir hal aldı ki durum.. O dönemin çocukları ve gençleri bu dönemin anneleri ve babaları olduğunda gençlik sanırım senin istemeyeceğin en son ve en kötü noktaya ulaştı.. Düşünmeyen, yargılamayan, sormayan, umursamayan ve sadece tüketen..

Sen biz gençlere “Ey Türk Gençliği!” diye başlayıp tehlikeleri sıralıyorsun ya Atam, bir çoğu oldu dediklerinin ama ne yazıktır ki bu memleketin gençleri damalarında ki asil kanın yerini asil olmayan kan hissettiklerinden olsa gerek bundan ne endişe ne kaygı duymaktadırlar..

Atam senden özür dileriz, bu güne kadar seni hiç anlamadık ve anlatmadık.. Onun yerine senin bizim düşüncelerimizi taraf kılan bütün sözlerini sakız gibi ağzımıza doladık, senin adını kullandık. Birileri hep savunucun oldu senin saldıran olmadığında bile.  Ama seni hiçbir zaman anlamadık. İlkokullarda, liseler de ve hatta ve hatta üniversitelerde bile senin düşünce ve fikirlerin bir olgu olarak değil ezberlenmesi gereken ders notlarından öteye geçirilmedi. Hatta biliyor musun hala bayramlarımızda ve kutlamalarımızdan 10. Yıl Marşı’ nı dinliyoruz.. 75.Yıl da bir marş yaptık ama 10.Yıldaki gibi tutmadı..

Evet Atam, bu gün dünyaya gözlerini yumuşunun üzerinden geçen bunca zamanda ecdadımız ile birlikte bayrağımızın rengini aldığı bu topraklarda ne yazık ki senin yaktığın bu meşale herşeye rağmen gürül gürül yanmakta olsa da bu meşaleyi taşıyabilecek genç bulmak ne yazık ki tahmin ettiğinden daha da zor..

Bu yüzden sana rahat uyu diyemiyorum çünkü biz senin izinden fazlasıyla saptık.

Paylaşmak için:
  • Facebook
  • Twitter
  • MySpace
  • Google Bookmarks
  • FriendFeed
  • email
  • Live
  • LinkedIn
  • Orkut
  • RSS
  • StumbleUpon

Kaçan Şampiyonluk üzerine..

Dün akşam ki maçın üzgünlüğü ve hüznü hala üzerimde.. Aslında bu notu neden yazmaya başladım tam emin değilim.
Belki de içimi dökmek istiyorum..
Dün akşam ki Trabzon maçında hop oturup hop kalktık. Maçın 3 te 2 sini ayakta seyrettim diyebilirim.
Bursaspor un şampiyonluğuna diyecek lafımız yok. 2 senedir Sivasspor un zirveyi zorlaması bu sene Bursaspor’ un şampiyonluğu, gerçekten lige ayrı bir tad ayrı bir keyif ayrı bir heyecan kattı. Nitekim bu başarı gerçekten yada sınamayacak bir başarı. Umarım Sivasspor un yaptığı hatayı yapıp, tüm takımı 3-5 kuruş için satıp ellerinde patlamaz. Umarım ki adam gibi bir transfer politikası ile güzel işler yapar, şımarmazlar.
Gelgelelim Fenerbahçe’ ye.. Fenerbahçe taraftarı olarak biz iyi günde kötü günde diyoruz hep.. Takımı destekliyoruz, formalar alıyor, maçlara gidiyor 17 düvele laf yetiştiriyoruz. Biz takımımızı çok seviyoruz. Ancak dün akşamki maç hepimiz için çok büyük bir hayal kırıklığı, çok büyük bir çöküntü oldu diyebilirim. Aslında bu denli kızmamızın, bu denli üzülmemizin sebebi Fenerbahçe’ ye olan güvenimiz, özverimiz ve inancımızdan geliyor. Hani dönüp 33 maç ‘da şampiyonluğu birkaç maç evvel ilan edecek puanları toplayamadıklarında onlara kızmayışımız, onlara sinirlenmeyişimiz son noktaya gelindiğinde yıkılan büyük hallerimizin patlaması sonucu yaşandı dün olanlar..
Aslında dün hiç olmaz dediğimiz şeyler oldu. Bir Anadolu takımı şampiyon oldu, Fenerbahçe umduğumdan çok daha zor bir maç izletti. Boş, yüzde yüz gol olacak dediğimiz pozisyonlar kaçtı, saç baş yolduk.. Maçın son dakiasında anonsçu(!) Bursaspor maçının skorunu 2-2 tayin etti, oyuncular yatışa geçti.. Hele ki maç bittikten sonra ki kutlamalar.. İşte o an Fenerbahçe klübü taraftarı olarak rezil olduğumuzu hissettim. Bakmadım gerçi ama belki FIFA ya da UEFA nın sitesinde bile yer almış olabilir yaşadığımız bu kötü hadise..
Şimdilerde ise Anti-Fenerbahçe lilerin sevincine sinir oluyoruz. Yukarda bahsedilmiş, Türkiye Kupasında FİNAL oynayan Fenerbahçe, çok kötü bir seri geçirdikten sonra aynı geçen senelerdeki rakipleri gibi (GS, BJK) küllerinden doğup tekrar ligin zirvesini son maça kadar zorlayan Fenerbahçe bu sene kadrolarını çok iyi takviye etmesine karşın, Fenerbahçe’ den çok daha bomba diye nitelendirilebilecek transferler yapmasına karşın aynı başarıyı (bu sezon için konuşuyorum) yakalayamayan futbol klübü taraftarlarının neşelerini anlamlandırmaya çalışıyoruz..
Yukarıda yazdığım paragraf özellikle Galatasaray ve Beşiktaş taraftarlarına yönelik yaptığım eleştiriydi. Öz eleştiriye gelince. Fenerbahçe bana göre bu sene başarısız olmuştur. 28 senedir alamadığı kupayı bu sene final oynamasına karşın gene alamamıştır. Fenerbahçe şampiyonluk iddasını son maça bırakmış ve kendi göbeğinin bağını kendisi kesememiştir. Fenerbahçe Futbol alanında bu sene tek kelime ile başarısızdır.
Bütün bunlardan sonra söyleyebileceğim tek birşey vardır ki; Fenerbahçe bizi kahretse de, futbolcularının bozuk para gibi harcadığı gol pozisyonlarını ligde puan olarak harcasa da, şampiyon olduk sanıp sahada yaşananlarla yedi düvele bizi rezil etse de ve tüm bunları birdaha yaşayacaksınız ey Fenerbahçe taraftarı diye kahinler dillense de Fenerbahçe en azından benim gönlümün takımı, sevdiğim renk, bağlandığım tutkudur. Her kim bir başka klubün başarısından nema çıkartıp Fenerbahçe klübüne saldırıyorsa, benim ruhumda pislik bir gülümseme yaratandır..
Paylaşmak için:
  • Facebook
  • Twitter
  • MySpace
  • Google Bookmarks
  • FriendFeed
  • email
  • Live
  • LinkedIn
  • Orkut
  • RSS
  • StumbleUpon

Dropbox ‘la Dosyalarınız Her Yerde

Bilgisayarı ve notebook’ u  olan bir insan olarak çalıştığım dosyaların senkrenizasyonları beni çok uğraştıroyrdu. Dışarıda yazdığım bir raporu içeriye almak, ya da düzenlemek çok sıkıntı yaratıyordu bana. Genelde notebook’ u ofis dışında kullandığımda ofiste açmak bile ölüm geliyordu.

Aradım, taradım Umut Besler saolsun bana bu programı gösterdi. Hayran oldum..

Öncelikle program ücretsiz ve paralı olarak ikiye ayrılıyor. Ücretsiz versiyonu 2GB alan veriyor size. Arzu ederseniz 50GB ve 100GB  ’lık seçenekleri de var. Program bilgisayarlara kurulup bir klasör belirliyor. Bu klasör içerisinde ne değişiklik olursa öncelikle Dropbox sunucularında güncelleniyor, sonrasında öbür bilgisayar da otomatik olarak dosya güncelleniyor.

Ayrıca davet ettiğiniz her arkadaşınız için size ekstradan 250MB ekstra alan emin ediyor.

Ayrıca program kurmadan dropbox.com sitesinden de dosyalarınıza herhangi internet bağlantısı bulunan bir yerden ulaşabiliyorsunuz.

Paylaşmak için:
  • Facebook
  • Twitter
  • MySpace
  • Google Bookmarks
  • FriendFeed
  • email
  • Live
  • LinkedIn
  • Orkut
  • RSS
  • StumbleUpon