Korkuyorsun yağmurdan, şakaklarından süzülen taneler ile göz yaşın karıştığında bir mutsuzluk bir umutsuzluk sarıyor bedenini.. Korkuyorsun eriyip gitmekten şehrin köhne kıyılarındaki vazgallar ürkütüyor seni..
Kaybetmekten korkuyorsun, bulduğun anda kavradığında elinden kayıp gidecek diye ödün patlıyor.. kör bir ateş gibiyken yüreğim hem acısını dindirmek istiyor hem dokunmaktan korkuyorsun.. elin yanacak biliyorsun, mantığınla çelişiyor aklın.. Ağrılar giriyor kalbine bir bıçak gibi saplanıyor beyninde sızı.. Kaybetmeyi göze alamıyorsun, yangının tam orta yerinde bırakıyorsun yüreğimi..
Bağlanmaktan korkuyorsun, alışmaktan.. Kalbini açmaktan birine vermekten korkuyorsun.. Hayat sana (bir tek sana ve hep sana) kaybettirmiş herşeyi gibi.. Bir daha kaybetmek istemiyorsun.. Kaybedeceğini bildiğin yarıştan kaçıyorsun, kazanmanın mutlak olacağı parkurda ayağına takılacak bir çakıl tanesinin dengeni bozmasından, sendelemekten korkuyorsun.. o kadar dengesiz hissediyorsun ki bir çakıl tanesi parkurda ayağına takılacak bir çakıl tanesinin dengeni bozmandan, sendelemekten korkuyorsun.. o kadar dengesiz hissediyorsun ki bir çakıl tanesi dahi senin feleğini döndürebileceğini düşünüyorsun..
boğuluyorsun karanlıkta.. ısıtıcının ışığı gözyaşlarını kurutmuyor, daha da yanıyor gözlerin daha da yaşarıyor.. bir fino köpeği gibi sessiz çığlıklar içinde ağlıyorsun.. hem kaybedişine üzülüyor hem kazanamayışına.. ikiye katlıyor hüznün seni, iki büklüm olmuş yapayalnız bir yatakta bir kediye yaslıyorsun tüm yüreğini.. kedinin yüreği yetiyor sana, bir insan yüreği ne de ürkütücü büyüklükte oysa..
Sen bütün bunları yargılarken ben idam sehpasında boynumda ip senin vereceğin kararı bekliyorum..