
çoğu zaman insan hakim olamıyor kendine.. kimi zamen öfkesinden kimi zaman özleminden..
bazen bir şarkı bir şiir bir nota olan herşeyi bir kenara bırakıp sarılma hissi yaratıyor..
bir anda vuruyor kafasına dank ediyor bir çok şey..
mazoşist işte bu insan mutsuz olacağını bile bile koşuyor bir sevdanın peşine bir mutluluk umuduyla atılıyor ansızın geleceğini düşünmeden.. bir anda sarıp sarmalamak koklamak benimsemek istiyor..
ama her zaman olmuyor istediği gibi herşey.. hatta çoğu zaman olmuyor.. denge ne de önemli şey.. herşeyin aşırısı mahvediyor halet-i ruhiyeyi.. bilinen gerçekler ise; yani mantık, ne de can yakıyor..
oysa oluruna bırakabilsek, oysa öylesine anı yaşasak.. yarınları düşünmeden o duygu yoğunluğuyla konuşamdan sadece bakarak göz kapaklarını bile oynatmadan anlaşabilsek, güvensek inansak bilsek.. ama görmeden nasıl bilebiliriz ki..
öyle zor sanıyoruz ki güvenmeyi öyle zor sanıyoruz ki inanmayı.. her hareket her eylem bir başka sonuç doğuruyor.. oysa o kadar basit ki kabullenmek.. kabullenmek istedikten sonra.. ihtiyacımız olan tek şey istemek.. istediğimize inanmak..
büyük kavgalardan ve öfkeden sonra dinginleşince insan başını iki elinin arasına koyunca dönüp de geriye bakınca hatalarını daha net görüyor daha iyi anlıyor.. beklentilerini tartınca yeniden hatalarını göz önünde bulunduruca her anlamda hayal kırıklıkları işte..
mahvediyor adamı.. istemekle reddetmek arasında can çekişiyor ruhu insanın.. özlemekle görüşmemek öperken gözlerini yummak gibi..
öyle çok şey söylemek istiyorum ki çok ağır geliyor susuyorum..
mutluluk gerçekten bu kadar mı uzak?