Tag Archive for zeynep tuğçe gökalp

İnsan Üzerine..

Sevdiğim bir arkadaşım çok güzel birşeyler karalamış insan ilişkileri üzerine.. Ben de bunun üzerine birşeyler söylemek istedim. Orjinal yazıya blog’undan ya da aşağıdan olaşabilirsiniz..
İnsan…
İnsan; değersiz, kalbi yüreği kimsesiz, gereksiz. Nefes alamıyorsa eğer; çaresiz…
Bir damla ses ile bir damla nefesin fizik ötesi çığlığını yaşayamayacak kadar çaresiz.
Dokunuyorum, yaşıyorum belki yaşatıyorum. Ama hissetmiyorum.
Peki ne zaman çıkabilirim bu yoğun bakımdan. Karşımda iki kişi sohbet ediyo şu an duyduğum cümle şu” abi her seferinde güveniyoruz yaa. Hatta inanıyoruz yaa” Peki neye inanıyoruz? kime?
Biz ilişkilerimize başlarken kendi düşüncelerimize inançlarımıza gelecek kaygılarımıza hatta o kaygı duyduğumuz gelecek için yaptığımız planlara inanıyoruz. Bir başkasına değil. Bir insanın elindeki elmayı görüp, o elmayı çizmek benim elimdeyken, ben kendi hayallerime inanmamam gerektiğini kendime söyleyemiyorum!
Çok güzel bir noktaya değinmişsin üçüncü paragrafının son cümlesinde. ” Peki neye inanıyoruz? kime?”
Bencillik. Bu anlattığın, ifade ettiğin konuların temelinde bencillik yatıyor. Ama bana göre iki türlü bencillik var. Birisi olması gereken diğeri ise ne yazık ki mevcut olan.
İnsanlar birlikteliklerinde bütün planlarınlarını birlikte olduğu insanlar üzerine yapıyorlar. Bunu planlarken ve yaparken de karşı tarafın kusurlarını ya gözardı ederek ya da zamanla değişir umudu ile yürütüyorlar. Birinden etkilendiğinde insan öncelikle ondan hoşlanmaya başlıyor. Onun iyi yanları gözüne çarpıyor ve etkilenmesine sebep oluyor. Sonra sonra tanıdıkça kendine göre olumsuz, kötü yanlarını görmeye başlıyor. Bunları gördüğünde karşısındakini böyle kabullenmek yerine öncelikle dayanabildiği sabredebildiği kadar sabrediyor bu huylara. Zamanla değişir diye umud ediyor öyle ya bunları görürken kendinden de taviz vermekten geri kalmayan birey bu tavizlerin aynısını karşı taraftan beklenti içerisinde oluyor. Bu beklentiler büyüyor, büyüyor ve ilişki zamanla bir alışverişe dönüşüyor. “Onun çoraplarını salonda bırakmasına karşılık ben de yemeği kendi istediğim gibi yaparım madem..” ya da “Ben derbi maçını onun için ektim o zaman oda bu akşam dizi seyretmesin madem..” gibi sonsuz sayıda dialog insanın aklında akıp gidiyor. Bir hırsa bir savaşa dönüşüyor bu büyüdükçe..
Karşılıksız sevgi denilen şey bana kalırsa ya hiç olmamıştır ya da günümüz şartlarına kesinlikle uygun değildir. Dağları delen Ferhat’ ın bile bir karşılık beklentisi vardı. Şirin’ in babasından şirini koparabilmek için.. Peki ya Şirin ‘in kendisine verilmeyeceğini bilseydi gene de deler miydi?
Günümüzde ilişkiler olabildiğince girit durumda. Bencillik yapılabilecek konular ile yapılmaması gereken konular ise birbirinin içine geçmiş durumda..
Bir insanın mutlu olabilmesi için öncelikle bencil olması gerektiğini savunanlardanım ben. İnsan vereceği kararlarda öncelikle kendini ve geleceğini planlamalı derim. 5 sene sonra olmak isteyeceği yer, 10 sene sonra nasıl biri ile birlikte yaşlanmaya devam edeceği gibi kararları peşinen vermeli. Öncelikle kendi özünde çizgilerini belirlemeli. Nereye ve neye kadar tahammül edebileceğini bilirlemeli. Çünkü bu sayede koşulmaması gerekenlerin peşinden koşmaz, yaşamaması gerekenleri yaşamaz. Oysa şuanda yapılan bu sınırları belirlemeden deneme yanılma yoluyla zaten birkaç onyıldan ibaret olan ömrünü acı ve kederle doldurmak.
İnsanlar neye ve kime inanıyor? Cevabı; insanlar kendi hayallerine kanıyor. İnanıyor demiyorum bakın, kanıyor.. Kendi kendini kandırıyor. Kendi yarattığı o pespembe dünya da karşındakini bir sandala bindirip istediği gibi yaşayacağı bir hayatla bütünleştiriyor. Onun hatalarına bir süre sabrediyor kimi zaman boyun eğiyor. Bu zamanla uzaklaştırıyor sevgiyi ilişkiden. İşin komik yanı kendi hayallerine öylesine kanıyor ki karşı tarafın ilk günden beri olan karakterini değiştiremediğinde karşı tarafı değişmekle itham ediyor. Kendi verdiği tavizlerin karşılığını bekliyor. Seviyorum diyor ya, sevildiğini duymak için seviyor. Özlüyorum diyor ya, özlendiğini hissetmek için özlüyor.
Bütün bunları toparlayacak olursak bana kalırsa insanların gönül işlerinde dikkat etmesi gereken birkaç husus var.. Bunlardan ilki yaşayacağın ilişkinin adını ve sınırlarını belirlemek. Bir nevi çizgilerini çizip bunu bildirmek. Böylece karşı tarafın ne kadar öteye gidebileceğini öğrenmesini sağlamak. Zamanla değişebileceğini ifade ederek elbette. İkincisi ise gelecekle ilgili planları kesinlik ifadeleri ile kendi zihnine perçimlememek. Biz bir ömür boyu mutlu yaşayacağız ya da bu ilişki elbet bir gün bitecek gibi kesin yargılar a varmamak..
Aziz Nesin’ in bir dostuna yazdığı mektup da özellikle bu ikinci husus çok güzel ve net bir cümle ile ifade edilmiş. “Sevgide geleceği düşünürsen aşkı bombok edersin!”
Son nokta ise bir insanı kabullenmek. Doğrusu ve yanlışı ile kabullenmek. Salt ve bütün olarak kabullenmek. Hatalarının düzeleceğini umut etmeden hatalarını kabullenmek. Değişmediğinde onu hayalimizdeki profile uymadığı için değişmek ile suçlamamak..
Püf noktası işte bu kadar. Sınırlarını çiz, gelecekle ilgili büyük planlar yapma, kabullen..
Ya da bütün bunların hepsini boşver, denemeye ve yanılmaya devam et..